Haberini almak da anı yaşamak kadar acı değil mi?

29/6/2009 - YILLAR SONRA TEKRAR MERHABA

Evet biliyorum pek çoğunuz beni çok özlediniz:)) yazılarım birden kesilince noluyo yahu dediniz, dediğinizle de kaldınız ne bi arayan ne bi soran olmadı çok şükür,
Kısa bi özet geçen 3 yıla dair, Artık Türkiyedeyim, yazılarıma belki de devam etmem buralardan, Hala özümde izmirliyim, daha dün ordaydım bi haftasonundan ibaret olarak.
Ne acayip ki bir türlü izmire yerleşemedim, 1,5 yıldır istanbuldayım arkadaşım, bi geldik kazıgı çaktık ama yarısına kadar, fazla değil.. bir ayagım hala izmirde olmakla beraber bu edebiyet yeteneğinin istanbulda bir bankada çalışıyor olması sizin kadar benim de cigerimi yakmakta.. neyseki bu hayal gücünü reklamcılık sektörünün önde gelen kişileriyle paylaşma üzerine teklifler var:))
Yani yoklugumda çok şey değişti bakalım kim önce yorum yapacak desem olabilirdi ama belki de herkes terketmiştir buraları.. eskiden iyi paylaşırdık, dengeleri bozardık, ben de hayatın dengesini sağlam bozmak için girişimlere başladım, devamı gelecek

Şimdilik hoşçakalın::)
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/7/2006 - Aşk-ı Evlad

 

 

yavaş yavaş aktı gitti içimden hayatın, önce odam, duvarlarım, evim, okulum, şehrim, sonra duvarlarımdaki resimlerin, ellerimdeki şiirlerin derken gözyaşlarım sönüklüğüm, küskünlüğüm derken yüzün öldü benim yüzümden. Korkunç bir şey bu, en sığdıramadığım ,sensiz kuramadım hayallerim bile uçup gitti, üstelik silmeyelim kıymayalım bu aşka derken derin bir nefes aldım sonra veremeden düğümlendi yine gözlerimde, tuttum kendimi, birden beklemediğim zamanların birinde, kendimden beklemediğim bir cüretle agzımdan çıkıverdi, "mutlu ol" dedim aynaya. gerçekten istediğin yerde ol, bu aşk burada biter ve ben çekip giderim...

çok mu umdum ya da unutuldum, düşüp de çok mu kalkabildim sanki, ben mi yaptım tüm bunları demek için ne yaptığımın bir cevabı hala yok , aramaktan da vazgeçtim sonunda benim yüzümden..

aşk ne kadar farklı birşeymiş dediğim günü hatıladığım gün senin beni terkettiğin gündü, aşık olduğumun farkındaydım beraberkende, ilk görüşte aşktı zaten benimkisi, ayaklarım yerden kesilivermişti de hep böyle uçarım sanmıştım, düşüşüm de şiddetli oldu yükseldiğim kadar sonra birden pot diye bir ses ve bir toz bulutu anlarımızdan, anılarımızdan oluşan ve herkesi görmekten beni alıkoyan o sevimsiz toz bulutu.

aşk farklı birşeydi, öyle sıradan değildi hiçbirşey, düşünce anlamadım, canım yanmaya başlayınca anladım dünyanın en güçlü acısı olduğunu ve bir agrı kesiciyle sonlanmadığını, tam tersine bir kanser gibi tüm vücuduna yayıldığını, kemoterapileri bile istemez olurdu insan anılarım da ölecek korkusuyla, silmek istemeden zorunda kalmak dedikleri şeyi de o gün ögrendim ayrılışımızla bugün arasında 2 yıl 11 ay 26 gün sonunda.

tedaviye cevap veriyor kalbim, boş değil allahtan, güçlüymüş ama kemo ve terapi bir araya gelince ne yaparsan yap kalbini köreltiyor, kalbin atmaya devam ediyor bir ritm bozukluguyla, biraz da krize meyilli davranışlarla, ama kimse için düzenli atamaz hale geliyor..

aşk farklı bişey, zamanla kalbinden atsan bile tortusu çöküveriyor dibine, yosunlarını baglıyor içine, derin bir nefes almak istisen de izinvermiyor cigerlerin, damarlarında temizlenen birşey de olmuyor, gün be gün aynı kir hücrelerinde birikiyor, daha da derin bir nefes alıp hoooh deyince çıkıverecek gibi geliyor, seslerini duyuyorum, susmuyorlar, ne kadar susturmaya çalışsamda ateş kül olsun diye beklerken yakıyor beni yakıyoooooor, cigerimi yakıyor, kalbimden zaten vazgeçtim de gerçekten dilediğince , tüm dünyayı içine doldururcasına derin bir nefes almak da yok artık dedirtiyor bu acı insana..

aşk farklı birşey doğuşu tam bir düşler ülkesi yolcuşuğu, ölümü ise evlat acısı, evlatmış aşk bit kısa anlatımla, ben aşk istiyorum yapıorum, sonra beraber büyütelim diyorum, babası oluyorum ona gözüm gibi bakıyorum, çok seviyorum aşkı çocugum gibi, orada baba olabileceğini analıyorsun zaten, birden annesi gidiveriyor aşkımı ve beni terkederken, ben onunu içinde olmadığı tek bir hayal bile kurmazken ...

bitiyor...

silinip gidiyor , öüyor evladın , kendi kollarında ellerinde, avuçlarında, anne sütü olmadan zaten ne kadar yaşardı li soruyorsun kendine ve pişmanlık da duymuyorsun zamanla, evledin ölüyor kollarında , bu nasıl bi acı bilirmisin , nereden bileceksin, anne mi olsun baba mı oldun, nefes alamadığı anı görüryorsun , kollarında, önce yavaş yavaş kolları sallanmata başlıyor aşşagıya belli ki gücü bitiyor, canı çıkıyor vücuttan, derken başı düşüveriyor kollarından, ağlamaya başlıyorsun, bitmiyor, dnmiyor, resimlerine bakıyorsun gün be gün, elbiselerini atmıyorsun , hayatını saklıyorsun aşkının, evlat acısıyla yaşıyorsun, ama yaşıyorsun aklını kaybetmekle birlikte... aşk böyle birşey işte

allah kimseye evlat acısı vermesin derler ya hani, kimseye aşk acısı vermesin demek o. aşk farklı bişey, yaşayabilecek kadar şanslı olmak ve düşünce kalkabilecek kadar da güçlü olmayı barındırıyor içinde eş anlı.. adımların kısalıyor hayat merdiveninde, hergeçen gün biraz daha yoruyor, ömründen ömür alıyor da anlatamıyorsun kimseye, siz nereden bileceksiniz beee! siz benim kadar mı istediniz o çocugu, benim kadar mı bagrınıza bastınız, benim kadar mı sevdiniz onun dogmasına sebep olan anasını, kimse ama kimse....

aşk garip bişey, giden gitmiyor içinden, sen gitti sansan da o çöküyor yüregine, aşk bitmez arkadaşım, aşk acısıyla kalır, yar yarası kalır, aşk bitirilmez, gerçekse eğer.. aşk bitmez , aşk acısıyla birlikte sana kendini alıştırır zorla, aşk bitmez , sen acısıyla tortusuna alışırsın, kimse biryere gitmez içinden, tortuların arasına bırakılır üzeri kanla kapatılır. sadece gömülür kalır ama aşk gitmez, kemoterapiden sonra hayatındaki tahribatla beraber enkazın altında kalır, elini uzatırsın ama kurtaramazsın, elini kalbine tekrar götürecek kadar cesaretin yoktur zaten, ahh işte o kalbi de söküp atamasın, atsan da farketmez, aşk senin testislerine beynine cigerine yayılmıştır zaten.. aşk tuhaf bişeydir, dur dersin durmaz, git dersin gitmez, sev dersin sevmez, aşk senin gibi birşeydir, evlat içerisindeki aşk gibi, ikisi birden öldüğünde acın sonsuzlaşır, hele aşkın senin evladınsa adına uykusuzluk derken başkalaşır "sen" olur.. ama yine de önce duvarlarından , sonra gözlerinden derken, hayatından akar gider, öldüğün gündür o gün, çünkü ruhunla akar herşey, sen de ruhumla aktın, bir aile daha topraga gömüldü veremediğim son nefesimi vererek ansızın gelişin gibi gidişinde habersiz oldu ansızın ey hayatım...

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2006 - Ebruli

 

 

  çocukluğumun orta sınıf çağlarında girdin ilkkez düşlerime.. boyuma bakmadan çocukça aşktı işte...sende ergenlik çağı yortusu yaşça büyük erkek sevgili sendromu, bende çocukluğumun yarattığı oyunsal kurgular, çomağı eline tutuşturduğum gün...

    Ben önünde yuvarlanırken sen sürekli  elindeki çomakla sırtıma vururdun

daha hızlı yuvarlanmam için , ama peşimden de koştururdun her defasında. biraz daha biriktirdiğin gücünle vuruşlarını ve şiddetini arttırırcasına yuvarlardın beni..

her zaman oynamak istediğim oyunun içinde kendimi bir amaç olarak görmek ne kadar farklıydı, ama bir kez olsun dursaydın,  dursaydım ayaklarımın üzerine sığınıp ansızın yapışsaydım dudaklarına, sen yenilginin şokuyla gözlerime korkuyla baksaydın o zamanlar diye düşünürken..

hayat işte , umulmadık anları beyaz perdende oynamaya başlar ya, çıkageldin gençliğimin altsınıf çağlarında ama fragmanları uzun sürdü kanımca ve ben film başlayana dek uyuyan kırmızı koltuklardanımdı... ve boş boş bakardım sana, beyazlığına, üzerime biri oturunca da göremezdim hiç.. "başınızı eğer misiniz" de diyemezdim.......aslında en popüler koltuk tanımı işte bu kadar yorucuydu, merkezindeydim salonun ve herkes beni isterdi gişelerde.

                                 Aramadım beyazlığının ötesini ..

  derken orta çağ gotik mimarisiyle kurduk dünyamızı, ve çok koştuk yine, bu kez sen tekerlek ben çomak, ben hayatın elinde bir araç sen benim önümde bir vurkaç.. güzel anlaşırdık, tutkuyla sevişirdik ve sen herseferinde kendini daha çok teslim ederdin bana...

aşık oldun vakti zamanı geldi, canından öte olmak ne kadar büyük bir sorumluluktu, çok güzeldin sen, bir ebruli ustasının elinden çıkmış gibiydi adın, gülüşünde çok renk vardı demek yetersizdi, ama inanılmaz bir renk uyumu kalmış aklımda yıllar sonra..

alışılmışın dışında aşıktın bana, öl desem ölürdün değil mi.. zaten bir daha da senin kadarı gelmedi, gelen de renklerimi bir bir sökerek gitti gözpınarlarımdan, bilirsin ağlarsam rengarenk olurdu gözlerin , omuzların, ellerin ve nihayet dudakların..

ebemkuşağı hayalleri beraber kurduk ve ilkkez bir masal yazdık birlikte..

inanılmazdı herşey, yıllar önce 2 saatlik bi ilişkiden çıkınca yüzümdeki o mahsun ifadeyi ben bile unutamadım ki seni düşünemiyorum, birden yıllar aynaları başaşağı ederken kendimi kaçar buldum kovalarken sen... ve perdenin beyazlığından fazlasını gösterdi bana son bir kaç seanstır boş kalan üzerim ve seni V.I.P. seyretme şansına üzülerek kavuştum, görmesem daha mı iyiydiki ,

gizemine ne oldu diye merak ettim sonraları ah ebru, bir ebruli ustasının elinden çıkmıştı adın ve tenine yakışmıştı güzelliğin ve kalbime yapışmıştı sevgin, yıllar geçiyor değil mi, şimdi olgunluğumun elit kolejlerinde farkediyorum farklılığını,

sevmek mi sevilmek mi ikilemine biz işteşliğimizle sevişerek karşılık vermiştik, sevmek sevilmek ve nihai özgürlük sevişmek..

Aşkının beslenme çantasında her öğlen ve akşam resmime bakardın, doyamazdın ama kaçamazdında , düşerdin kalkardın, düşüşlerinde canımı da yakardın, zaman zaman kaçardın ama resmimi hep gözlerinde taşırdın, göremezdin önünü kanımca, sonra tekrar düşerdin..., açardın gözlerini, benim olurdun sonunda, koşarcasına sarılırdın bana, sanki ulaşmak istercesine,

 aşkta kovalanırken yorulmak buydu demekki, yıllar sonra anlamak da keşke kaçmasaydım dedirtti ya bana, hayat işte, resimlerimizi aldım senden, istediğinde vermedim anılarımızı.. unutmalıydın beni derdim, unutulmak isterkendi,.. ama içimde, olduğun yerde, bedenen İstanbul’un tozlu iş dünyasında, beyaz kaldı mı perdende bir köşe, inan onu görsem yeterdi..

resimler giderken kırmızı koltuğumdan geriye ne beyaz kaldı içimde ne de ebruli ustasının sihirli çomağı... içim boşaldı biriyle , siyah kaldı dokunamadığım, sadece bakıp günbegün yaşadığım bir siyah.... gecedenizi gibi, ayın karanlık yüzü gibi... ne bir aşk ne bir yakamoz. ışığa karşı koyan, bir gece düş kaldı..........benim yarattığım ve asla pişman olmadığım..

 

                                                                  Against the Light - Fiddler 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/3/2006 - KADINSI'ya

 

Adında gizli bir karanlık yüzün var,

bazen aydınlık tarafın canımı yakarken,

                          karanlığın beni ardına düşürüyor…

bırakmak da zor sürünürken...

                     Ama ya sürünmeseydim..

 

                           - Against the Light - Fiddler -

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/3/2006 - KADINSI

 

     Hayatın da sana aldığım mor fincan gibiydi,

              durduğu yerde çok feminen,

                            eline aldığında tam bir kadın,

   bıraktığında kahve lekeli,

                                             yıkamadığında ben,

   bir kere daha tutamadığında sen gibi..

                                                     olduğun gibi...

 

                               - Against the Light - Fiddler

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bakakaldığın anları hatırladığında sanki içinden uçmuş gibi birşeydir aklın, tüm benliğinle gidip konarsın üzerine gözlerinin gördüğü kalbinin hayalini ürettiği yere.. orada ya da değil ama uçarsın görmek istediğin yere ve sarsılırsın yüzleştiğinle, hayal olsa bile, haberini alırsın kendinden onu yaşamışçasına ve burkulursun birden, kekremsi bir tat bırakır ağzında, kalbine ulaşmayagörsün bu tat, anı yaşamış kadar olursun sonunda.....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

dina13
twistagain